Ağustos 19, 2010

Kusura Kalmayın Bu Yazıyı Buraya Koymak Zorundayım

Maazallah, ya bölünmesek? *

“Ya bölünürsek!” lafıdır gidiyor. Eski arkadaşlarımla, İzmir’den abim Taşkın’la konuşuyorum, “AKP geldi ülkeyi böldü, çok kötüye gidiyoruz!” diyorlar. Gerçekten, eskiden ne güzeldi. Böyle ayrı gayrı yoktu. Herkes aynı fikirdeydi. Paşatarlası plajı şezlongunda yatan adam da söyledi dedik ya: “Ben uzun yıllar doğuda kaldım, Türk-Kürt ayrımı diye bir şey duymadım”.

Bizim geleneğimiz
Bölünmenin anatomisine birazdan gireriz de, bölünmüşlük/bölücülük Cumhuriyetimizin epey eski bir geleneği ve biz bu mevzuda çok tecrübeli ve fevkalade başarılıyız. 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası bölmüştü, şükür 1925’te kapattık da bölünmedik. 1930’da aynı işe Serbest Cumhuriyet Fırkası girişti, onu da kurucusuna kapattırdık kurtulduk. 1940’ların sonu ile 50’lerin başında komünistler bölmeye kalkıştı, onları da Faşist İtalya ceza kanunundan şeddeleyerek aldığımız TCK md. 141-142 uygulamasıyla hapse attık. 1950-60 arasında Demokrat Parti (DP) böldü, 27 Mayıs 1960 askeri darbesini yapıp onu da önledik. 60 ve 70’lerde komünistler yine denediler, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleriyle yine kurtulduk. 80’lerden itibaren bölme sırası Kürtlere geldi, o hâlâ bölmekte, üstelik şimdi de dinciler girdi kuyruğa. Bu kronoloji bendenize şu gözlemleri yaptırıyor:
1) “Bölünme”, galiba, sanıldığının aksine, “toprak bölünmesi”yle falan ilgili değil. Yoksa mesela Terakkiperver’in kurucuları, Haziran 1919 Amasya Tamimi’yle Kurtuluş Savaşı’nı başlatan kadronun (M. Kemal Paşa hariç) tamamı idi.
2) “Bölünme”, galiba, hangi yandan baktığınıza bağlı bir şey: “Osmanlı İmparatorluğunun münkarız [batmış] olduğuna dair” yayınlanan 1 Kasım 1922 tarih ve 308 no’lu kararnameyle, mevcut devleti değil bölen, resmen yıkan işgalci devletler miydi yoksa M. Kemal Paşa mı?
3) “Bölücülük”, galiba, sertleşmek ve rant amacıyla rejim tarafından kullanılıyor: Terakkiperver ve Serbest Fırkaların kapatılmasından sonra Kemalist rejim Tek Parti’nin 6 okunu anayasaya madde yaptı. DP olayından sonra, “yargı bağımsızlığı getirdi” dediğimiz “demokrat darbe” 27 Mayıs ne yaptı? Derhal Danıştay üyelerinin 1/2’sini, Yargıtay yargıçlarının1/4’ünü, yerel savcı ve yargıçların 1/6’sını tasfiye etti. Üniversiteden 147 öğretim üyesini sorgusuz sualsiz attı. Ordudan 235 general/amiral ile 5 bine yakın subayı (EMİNSU’lar) resen emekli etti.
Bu arada da, üzerinize afiyet, TSK kendisine ayrı bir Danıştay icat etti; kendi lokantasını, otelini, kuaförünü (Orduevleri), kendi tatil köylerini (askeri kamplar), kendi bakkalını (Ordu Pazarları), kendi semtini (askeri lojmanlar) milletin vergileriyle inşa ve ucuzluk cenneti etti. En önemlisi, kendi işyerini kurdu: OYAK Holding. 12 Mart ve 12 Eylül’e, rezalet ötesi olduğu için değinmiyorum.

Bölünmenin anatomisi
Dört yanımız bölünmüş vaziyette, hâlâ ayaktayız. Yalnız, sakın tam da bu sayede ayakta kalabilmiş olmayalım?
TSK bölünmüş durumda çünkü o kadar bilgi-belge kendi içinden sızdı. Allah korusun, ya sızmasaydı, bir düşünsenize. Bırrr.
Yargı bölünmüş durumda. Birisi tutukluyor, diğeri bırakıyor, öteki yine tutukluyor, sonra bırakıyor. Ya bölünmemiş olsaydı, önüne gelen herkesi tutuklamak değil miydi Yargı’nın geleneksel uygulaması? Şimdi hiç olmazsa Yargı tartışmaya açıldı. Hatta, cin olup sizi biraz çarpayım: Maazallah, Yargı bölünmese ve “gelenek” devam etse, bizzat Ergenekon generallerinin“AİHM içtihadı” gerekçesiyle salıverilmeleri mümkün müydü?
Millet laik-dinci diye bölünmüş durumda. Alevi-Sünni diye. Türk-Kürt diye. Maazallah, bölünmemiş olsaydık, PTT’ye pul almaya giden tesettürlü kadını, kamusal alana giriyor diye kapıdan sokmazlardı. Aleviler, değil dernek kurmak ve AİHM’ye gitmek, gıklarını çıkartamazdı. Kürt açısından bölünmemiş olsak maazallah, “Dağ Türkleri” ve “Dağ Türkçesi” gerizekalılığı devam ederek Kürt milliyetçiliğini daha da katmerli kılardı. “Bölgesel Özerklik bölücülüktür” diyenlere: Bu engellendiği için toprak bölünmesini isteyenler çıkabiliyor; ayrı bir yazıda konuşalım.
Bölünmek “iyi bişey” olmasın sakın?
Son olarak, referandum dolayısıyla Evet ve Hayır diye bölündük. Bir de Boykot diyen ademler var, onlar bile 3’e bölündü: a) Parti mensuplarının sandıkta Evet verivermesinden korkanlar, b) “AKP taraftarı” diye damgalanmaktan ürkenler, c) Evet’ler fazla çıkarsa AKP şımarır, diyenler (en sazanlar da bu sonuncular).
Yahu, hiç düşündünüz mü, bölünmekten daha güzel ne olabilir? Şimdi kendisiyle biraz ters düşüyoruz ama gördüğüm yerde eğilir elini öperim, biz Mülkiye’de hocamız Prof. Nermin Abadan-Unat’tan öğrendik: “Bir memlekette herkes aynı fikirdeyse, kamuoyu yoktur”.
Bu kadar laftan sonra, bir cümleyle bitireyim, bu sıcakta Bodrum yazısı dışında laf çekilmez çünkü: Bu “bölücülük” denilen eylem, galiba, “teamül” adı verilen ve çoğu zaman hukuka/kanuna rağmen yapılan uygulamalara karşı çıktığı için lanetleniyor.
Not 1: “Teamül” terimini gençler bilmeyebilir. Anglosakson hukukunun bir kurumudur (customary law); bizim gibi Kıta Avrupası sistemi uygulayan ülkelerde geçmez. Bu, bizde, “Biz böyle alışmışız, böyle yaparız, siz de uyarsınız!” demektir. Teamül, asla kanuna karşı olamaz. Kaldı ki, bundan bahsetmeyi pek seven TSK da rütbe sırasına (yani teamüle) değil, genelkurmay başkanının iki dudağına uyar. 71’den sonra Kara K.K. olma sırası Org. Adnan Ersöz’de olduğu halde A. F. Esener getirilmiştir. Org. İrfan Özaydınlı’yı Hava K.K. yapmamak için komutanlık korgenerallik seviyesine indirilmiş ve bir korgeneral getirilmiştir (D. Sazak, Milliyet, 07.08.10).
Dahası, bizde askerin en sağlam “teamül”ü, meşru iktidara darbe yapmak değil de nedir? Yeniçerilerin Padişah’a kazan kaldırması, onu boğması, bazen de, Yedikule’nin bir odasında boğmadan önce başka şeyler de yapması? Bu “teamül” sadece Atatürk ve İnönü döneminde teneffüse çıkmadı mı?

Baskın ORAN*

Ağustos 05, 2010

Türkiye Erkekligine Halel Getirmemek

Haftalar öncesinden hevesle yapılan tatil planını,bir kişilik fireyle de olsa yapmış ve tamamlamış bulunuyoruz,sevgili günlük.(Abi çok hoşuma gidiyor ya arada bloğuna böle yazanları okudukça)
Sevgili günlük(tamam tamam,bi daha demiycem) güzel tatildi, bir haftaya çok şey sığdırmayı başardığımızı söyleyebilirim.Tabii, tüm bunların gerçekleşmesinde en büyük payın,hiç şüphesiz yanınızda,kendine özgüveni tavan yapmış,arabalı,çapkın bi arkadaşınız varsa,O'na ait olduğunu söylebilirsiniz.
Velhasıl eğer böle bir insanla takılmayı,zaten siz istemişseniz ve hatta tatil için haftalar öncesinden zorlamışsanız,tatilde sessiz sedasız bu insana ayak uydurmak zorunda kalacağınızı da bilmek zorundasınız.
Gidilen yerin,çapkın "Türkiye Erkegi" için kendini gösterme konusunda oldukça verimli olduğu tarafımızdan adeta "Terminator" gözlerle hemen keşfedilmiştir.
Ula günlük (tuh söz vermiştim diil mi pardon) daha ikinci gün "Terminatör" göze ilişen avlar,sen konuşacan,yok olmaz ben değil sen konuşacan,çekinmeleriyle,kız arkadaş safına geçirilir mi bilmem ama,belki daha hızlı "Yiğidolar" vardır bu memlekette,yalnız ve üzgün geçirilecek tatil korkusuna son verilmiştir.
Eh işte,bu aşamadan sonra ne yapılır kuzum Allah Aşkına,tabii ki yapılacak olan "Türkiyeli Erkegi" elinden geldiğince en güzel biçimde temsil etmektir.

Saatlerce şakır şakır(!) (kırk bilemedin,elli ingilizce kelimeyle) yabancı dil kabiliyetini konuşturmak mı dersin,her türlü korumacı(!)sahiplenici "Türkiyeli Erkeg"karakterini ortalığa serpme mi dersin,her türlü misafirperverliği göstermek mi dersin,anladığın "Türkiyeli Erkegin" ismine halel getirmeyeck her türlü itina gösterilmeye çalışılmıştır.

Hele,bizim çapkın arkadaşın,tatile gittiğimiz kuzenin evinde,misafirimiz elin yabancı kadınına (hatun demiyorum,bazıları alınıyor muşta ;) ) zorla ince belli de ikinci,üçüncü sıcak çayı içirmeye çalışması mı ,sonra delice tükettiğimiz sulu sulu karpuzu,herkesin de öyle tüketeceğini sanarak zorla yedirmeye çalışması mı dersin,misafirperverlik özenle gösterilmiştir.

Sonuçta tabii birlikte vakit geçirme söz konusuyken,bir tatil yöresinde yapılacak ilk şeylerden biri de,beraber plaja gitmektir,sevgili ... oppss pardon.

Abi,bu zat-ı muhtereminiz miyoptur,gözlüğümü severim.Denize de gözlükle girmeye kendimi alıştırdım desem yeridir.(Kafayı sokmuycan) Tabi ki herhangi bir utanca sebep vermemek için,"i swim with my glasses kem küm efem",uyarısı verilmiştir,misafirlere.
Ama malum sizin kafanız biraz uçuksa o sıra,denizi ilk günkü gibi sakin sanıp,dalgalı denizin size belden bi güzel çarpabileceğini ve kendinizi suyun içinde bulabileceğinizi,akıl edemeyebilirsiniz.
"Off ulan bu kez dalga bizi nasıl suyun içine gömdü be"düşüncesiyle sudan çıktığımda,baktım bizim misafirler,elleriyle beni işaret edip,aynı ağızla,"glass mlass " bir şeyler geveliyolar.Af buyur o sıra,hala hiç bir şeyin farkında olmayan bendeniz,yüzümde gözlüğün olmadığını fark edebilmişim.Anlık duyguyu soruyorsanız,"biraz beyaz surat,biraz üzüntü,biraz hayal kırıklığı,biraz da farkına vardığım dağılan karizmayı,bir çorba kaşığı kaba koyun " işte öyle bir şey.(Erol Evgin'e sevgilerle)
Eee ne yapar bir "Türkiyeli Erkeg" bu durumda,hemen soğukkanlılığı(?) eline alır,böle hiç bişey olmamış gibi,"Ooo, yok ya önemli değildi,hiç, hiç önemli değil"der toparlar kendini,dik durar.Sonra ne yapar,içinden "hay Allah kahretmesin,akılsız seni ,gitti güzelim gözlük bi daha aynısını nerde bulcan,bulsan nerden para vercen" der,tabi ayakların görünemeyecek şekilde suyun altında olmasından hareketle,zemin ayaklarla bir güzel çaktırmadan taranır,taranır, yüzünüzde de soğukkanlı bir ifade,aynı anda ağzınızdan çıkan,"önemli değil ,önemli değil", cümlecikleri...

Ama bu evlat,"Türkiyeli Erkeğin" erkegligine(!) halel getirmemiştir kesinlikle.
Nese efem hiç hazzetmediğim,zoraki lens olayına girilmiş,girilirken de az kalsın kazıklanma durumundan da kıl payı kurtulunmuştur.(Ohh Allah belanı vermiş demeyin sakın masumum ben lan)

Efendim dip not düşmek istiyor bu gönül.(Olaki bi feministin,yanlışlıkla yolu buraya düşer müşer)

Lütfen aklınızdan kötü şeyler geçmesin.Kesinlikle her güne bir kız mantığıyla,yaşanılmamıştır.Samimi olarak söylemek istediğim,güzel bir dostluk kurulmuştur.Kurban olduğum Facebook da arkadaş olunmuş,telefonlar alınmış,güzel bi anı ve dostluk arkada bırakılmıştır.
Yazı yoğun istek üzerine gecenin bi vakti yazılmaya uğraşılmıştır vs.Sevgilerimle.