Ağustos 19, 2010

Kusura Kalmayın Bu Yazıyı Buraya Koymak Zorundayım

Maazallah, ya bölünmesek? *

“Ya bölünürsek!” lafıdır gidiyor. Eski arkadaşlarımla, İzmir’den abim Taşkın’la konuşuyorum, “AKP geldi ülkeyi böldü, çok kötüye gidiyoruz!” diyorlar. Gerçekten, eskiden ne güzeldi. Böyle ayrı gayrı yoktu. Herkes aynı fikirdeydi. Paşatarlası plajı şezlongunda yatan adam da söyledi dedik ya: “Ben uzun yıllar doğuda kaldım, Türk-Kürt ayrımı diye bir şey duymadım”.

Bizim geleneğimiz
Bölünmenin anatomisine birazdan gireriz de, bölünmüşlük/bölücülük Cumhuriyetimizin epey eski bir geleneği ve biz bu mevzuda çok tecrübeli ve fevkalade başarılıyız. 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası bölmüştü, şükür 1925’te kapattık da bölünmedik. 1930’da aynı işe Serbest Cumhuriyet Fırkası girişti, onu da kurucusuna kapattırdık kurtulduk. 1940’ların sonu ile 50’lerin başında komünistler bölmeye kalkıştı, onları da Faşist İtalya ceza kanunundan şeddeleyerek aldığımız TCK md. 141-142 uygulamasıyla hapse attık. 1950-60 arasında Demokrat Parti (DP) böldü, 27 Mayıs 1960 askeri darbesini yapıp onu da önledik. 60 ve 70’lerde komünistler yine denediler, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleriyle yine kurtulduk. 80’lerden itibaren bölme sırası Kürtlere geldi, o hâlâ bölmekte, üstelik şimdi de dinciler girdi kuyruğa. Bu kronoloji bendenize şu gözlemleri yaptırıyor:
1) “Bölünme”, galiba, sanıldığının aksine, “toprak bölünmesi”yle falan ilgili değil. Yoksa mesela Terakkiperver’in kurucuları, Haziran 1919 Amasya Tamimi’yle Kurtuluş Savaşı’nı başlatan kadronun (M. Kemal Paşa hariç) tamamı idi.
2) “Bölünme”, galiba, hangi yandan baktığınıza bağlı bir şey: “Osmanlı İmparatorluğunun münkarız [batmış] olduğuna dair” yayınlanan 1 Kasım 1922 tarih ve 308 no’lu kararnameyle, mevcut devleti değil bölen, resmen yıkan işgalci devletler miydi yoksa M. Kemal Paşa mı?
3) “Bölücülük”, galiba, sertleşmek ve rant amacıyla rejim tarafından kullanılıyor: Terakkiperver ve Serbest Fırkaların kapatılmasından sonra Kemalist rejim Tek Parti’nin 6 okunu anayasaya madde yaptı. DP olayından sonra, “yargı bağımsızlığı getirdi” dediğimiz “demokrat darbe” 27 Mayıs ne yaptı? Derhal Danıştay üyelerinin 1/2’sini, Yargıtay yargıçlarının1/4’ünü, yerel savcı ve yargıçların 1/6’sını tasfiye etti. Üniversiteden 147 öğretim üyesini sorgusuz sualsiz attı. Ordudan 235 general/amiral ile 5 bine yakın subayı (EMİNSU’lar) resen emekli etti.
Bu arada da, üzerinize afiyet, TSK kendisine ayrı bir Danıştay icat etti; kendi lokantasını, otelini, kuaförünü (Orduevleri), kendi tatil köylerini (askeri kamplar), kendi bakkalını (Ordu Pazarları), kendi semtini (askeri lojmanlar) milletin vergileriyle inşa ve ucuzluk cenneti etti. En önemlisi, kendi işyerini kurdu: OYAK Holding. 12 Mart ve 12 Eylül’e, rezalet ötesi olduğu için değinmiyorum.

Bölünmenin anatomisi
Dört yanımız bölünmüş vaziyette, hâlâ ayaktayız. Yalnız, sakın tam da bu sayede ayakta kalabilmiş olmayalım?
TSK bölünmüş durumda çünkü o kadar bilgi-belge kendi içinden sızdı. Allah korusun, ya sızmasaydı, bir düşünsenize. Bırrr.
Yargı bölünmüş durumda. Birisi tutukluyor, diğeri bırakıyor, öteki yine tutukluyor, sonra bırakıyor. Ya bölünmemiş olsaydı, önüne gelen herkesi tutuklamak değil miydi Yargı’nın geleneksel uygulaması? Şimdi hiç olmazsa Yargı tartışmaya açıldı. Hatta, cin olup sizi biraz çarpayım: Maazallah, Yargı bölünmese ve “gelenek” devam etse, bizzat Ergenekon generallerinin“AİHM içtihadı” gerekçesiyle salıverilmeleri mümkün müydü?
Millet laik-dinci diye bölünmüş durumda. Alevi-Sünni diye. Türk-Kürt diye. Maazallah, bölünmemiş olsaydık, PTT’ye pul almaya giden tesettürlü kadını, kamusal alana giriyor diye kapıdan sokmazlardı. Aleviler, değil dernek kurmak ve AİHM’ye gitmek, gıklarını çıkartamazdı. Kürt açısından bölünmemiş olsak maazallah, “Dağ Türkleri” ve “Dağ Türkçesi” gerizekalılığı devam ederek Kürt milliyetçiliğini daha da katmerli kılardı. “Bölgesel Özerklik bölücülüktür” diyenlere: Bu engellendiği için toprak bölünmesini isteyenler çıkabiliyor; ayrı bir yazıda konuşalım.
Bölünmek “iyi bişey” olmasın sakın?
Son olarak, referandum dolayısıyla Evet ve Hayır diye bölündük. Bir de Boykot diyen ademler var, onlar bile 3’e bölündü: a) Parti mensuplarının sandıkta Evet verivermesinden korkanlar, b) “AKP taraftarı” diye damgalanmaktan ürkenler, c) Evet’ler fazla çıkarsa AKP şımarır, diyenler (en sazanlar da bu sonuncular).
Yahu, hiç düşündünüz mü, bölünmekten daha güzel ne olabilir? Şimdi kendisiyle biraz ters düşüyoruz ama gördüğüm yerde eğilir elini öperim, biz Mülkiye’de hocamız Prof. Nermin Abadan-Unat’tan öğrendik: “Bir memlekette herkes aynı fikirdeyse, kamuoyu yoktur”.
Bu kadar laftan sonra, bir cümleyle bitireyim, bu sıcakta Bodrum yazısı dışında laf çekilmez çünkü: Bu “bölücülük” denilen eylem, galiba, “teamül” adı verilen ve çoğu zaman hukuka/kanuna rağmen yapılan uygulamalara karşı çıktığı için lanetleniyor.
Not 1: “Teamül” terimini gençler bilmeyebilir. Anglosakson hukukunun bir kurumudur (customary law); bizim gibi Kıta Avrupası sistemi uygulayan ülkelerde geçmez. Bu, bizde, “Biz böyle alışmışız, böyle yaparız, siz de uyarsınız!” demektir. Teamül, asla kanuna karşı olamaz. Kaldı ki, bundan bahsetmeyi pek seven TSK da rütbe sırasına (yani teamüle) değil, genelkurmay başkanının iki dudağına uyar. 71’den sonra Kara K.K. olma sırası Org. Adnan Ersöz’de olduğu halde A. F. Esener getirilmiştir. Org. İrfan Özaydınlı’yı Hava K.K. yapmamak için komutanlık korgenerallik seviyesine indirilmiş ve bir korgeneral getirilmiştir (D. Sazak, Milliyet, 07.08.10).
Dahası, bizde askerin en sağlam “teamül”ü, meşru iktidara darbe yapmak değil de nedir? Yeniçerilerin Padişah’a kazan kaldırması, onu boğması, bazen de, Yedikule’nin bir odasında boğmadan önce başka şeyler de yapması? Bu “teamül” sadece Atatürk ve İnönü döneminde teneffüse çıkmadı mı?

Baskın ORAN*

Ağustos 05, 2010

Türkiye Erkekligine Halel Getirmemek

Haftalar öncesinden hevesle yapılan tatil planını,bir kişilik fireyle de olsa yapmış ve tamamlamış bulunuyoruz,sevgili günlük.(Abi çok hoşuma gidiyor ya arada bloğuna böle yazanları okudukça)
Sevgili günlük(tamam tamam,bi daha demiycem) güzel tatildi, bir haftaya çok şey sığdırmayı başardığımızı söyleyebilirim.Tabii, tüm bunların gerçekleşmesinde en büyük payın,hiç şüphesiz yanınızda,kendine özgüveni tavan yapmış,arabalı,çapkın bi arkadaşınız varsa,O'na ait olduğunu söylebilirsiniz.
Velhasıl eğer böle bir insanla takılmayı,zaten siz istemişseniz ve hatta tatil için haftalar öncesinden zorlamışsanız,tatilde sessiz sedasız bu insana ayak uydurmak zorunda kalacağınızı da bilmek zorundasınız.
Gidilen yerin,çapkın "Türkiye Erkegi" için kendini gösterme konusunda oldukça verimli olduğu tarafımızdan adeta "Terminator" gözlerle hemen keşfedilmiştir.
Ula günlük (tuh söz vermiştim diil mi pardon) daha ikinci gün "Terminatör" göze ilişen avlar,sen konuşacan,yok olmaz ben değil sen konuşacan,çekinmeleriyle,kız arkadaş safına geçirilir mi bilmem ama,belki daha hızlı "Yiğidolar" vardır bu memlekette,yalnız ve üzgün geçirilecek tatil korkusuna son verilmiştir.
Eh işte,bu aşamadan sonra ne yapılır kuzum Allah Aşkına,tabii ki yapılacak olan "Türkiyeli Erkegi" elinden geldiğince en güzel biçimde temsil etmektir.

Saatlerce şakır şakır(!) (kırk bilemedin,elli ingilizce kelimeyle) yabancı dil kabiliyetini konuşturmak mı dersin,her türlü korumacı(!)sahiplenici "Türkiyeli Erkeg"karakterini ortalığa serpme mi dersin,her türlü misafirperverliği göstermek mi dersin,anladığın "Türkiyeli Erkegin" ismine halel getirmeyeck her türlü itina gösterilmeye çalışılmıştır.

Hele,bizim çapkın arkadaşın,tatile gittiğimiz kuzenin evinde,misafirimiz elin yabancı kadınına (hatun demiyorum,bazıları alınıyor muşta ;) ) zorla ince belli de ikinci,üçüncü sıcak çayı içirmeye çalışması mı ,sonra delice tükettiğimiz sulu sulu karpuzu,herkesin de öyle tüketeceğini sanarak zorla yedirmeye çalışması mı dersin,misafirperverlik özenle gösterilmiştir.

Sonuçta tabii birlikte vakit geçirme söz konusuyken,bir tatil yöresinde yapılacak ilk şeylerden biri de,beraber plaja gitmektir,sevgili ... oppss pardon.

Abi,bu zat-ı muhtereminiz miyoptur,gözlüğümü severim.Denize de gözlükle girmeye kendimi alıştırdım desem yeridir.(Kafayı sokmuycan) Tabi ki herhangi bir utanca sebep vermemek için,"i swim with my glasses kem küm efem",uyarısı verilmiştir,misafirlere.
Ama malum sizin kafanız biraz uçuksa o sıra,denizi ilk günkü gibi sakin sanıp,dalgalı denizin size belden bi güzel çarpabileceğini ve kendinizi suyun içinde bulabileceğinizi,akıl edemeyebilirsiniz.
"Off ulan bu kez dalga bizi nasıl suyun içine gömdü be"düşüncesiyle sudan çıktığımda,baktım bizim misafirler,elleriyle beni işaret edip,aynı ağızla,"glass mlass " bir şeyler geveliyolar.Af buyur o sıra,hala hiç bir şeyin farkında olmayan bendeniz,yüzümde gözlüğün olmadığını fark edebilmişim.Anlık duyguyu soruyorsanız,"biraz beyaz surat,biraz üzüntü,biraz hayal kırıklığı,biraz da farkına vardığım dağılan karizmayı,bir çorba kaşığı kaba koyun " işte öyle bir şey.(Erol Evgin'e sevgilerle)
Eee ne yapar bir "Türkiyeli Erkeg" bu durumda,hemen soğukkanlılığı(?) eline alır,böle hiç bişey olmamış gibi,"Ooo, yok ya önemli değildi,hiç, hiç önemli değil"der toparlar kendini,dik durar.Sonra ne yapar,içinden "hay Allah kahretmesin,akılsız seni ,gitti güzelim gözlük bi daha aynısını nerde bulcan,bulsan nerden para vercen" der,tabi ayakların görünemeyecek şekilde suyun altında olmasından hareketle,zemin ayaklarla bir güzel çaktırmadan taranır,taranır, yüzünüzde de soğukkanlı bir ifade,aynı anda ağzınızdan çıkan,"önemli değil ,önemli değil", cümlecikleri...

Ama bu evlat,"Türkiyeli Erkeğin" erkegligine(!) halel getirmemiştir kesinlikle.
Nese efem hiç hazzetmediğim,zoraki lens olayına girilmiş,girilirken de az kalsın kazıklanma durumundan da kıl payı kurtulunmuştur.(Ohh Allah belanı vermiş demeyin sakın masumum ben lan)

Efendim dip not düşmek istiyor bu gönül.(Olaki bi feministin,yanlışlıkla yolu buraya düşer müşer)

Lütfen aklınızdan kötü şeyler geçmesin.Kesinlikle her güne bir kız mantığıyla,yaşanılmamıştır.Samimi olarak söylemek istediğim,güzel bir dostluk kurulmuştur.Kurban olduğum Facebook da arkadaş olunmuş,telefonlar alınmış,güzel bi anı ve dostluk arkada bırakılmıştır.
Yazı yoğun istek üzerine gecenin bi vakti yazılmaya uğraşılmıştır vs.Sevgilerimle.

Haziran 18, 2010

118

"Herkes gibi olamadın gitti!"deyişi kulaklarımdan gitmiyordu.Çoğunluğunun bir işte çalıştığı,aynı dükkanlardan alışveriş yapıp aynı yöntemlerle yediği,aynı şeyleri konuştuğu,çocuklar doğurduğu,sonra onların hep birlikte okula gittikleri,aynı renk giysilerle sınıflarını geçip,mezun oldukları,ardından tabur tabur askeri birlikler oluşturdukları,aynı marşları aynı biçimde söyleyerek aynı koğuşlarda aynı kıvrılışlarla yattıkları ve bu edimlerle beraberlik ruhunu yakaladıklarını sandıkları,sonra bi bavul dolusu anıyla terhis olup eve döndükleri,anne babalarına hiç değişmeyen ve toplumun hazırladığı reddedilmez duygularla sarıldıkları,aynı yasalara uyarak evlendikleri,babalarından devraldıkları yöntemlerle seviştikleri ve babalarından boşalan iş kadrolarına kapılanınca dünyanın yarısını ele geçirmişçesine sevindikleri,sevinçlerini aynı yüz ışıltısıyla yansıttıkları ve tıpkı kendilerinden öncekiler gibi,gene çocuk doğurdukları ve onları besleyip büyütmeye başladıkları ve bütün bu olup bitenlere"dönüp duran paslı çember"diyecekken "akıp giden yaşam"adını verdikleri uyumsuz bir toplumda,yelken kulaklı bir uyumsuzdum ben.

Haziran 16, 2010

Kısa kısa



-Mınakom!sanki çok önemli bir kişiymişim gibi,maillerimi (hangi mailler) bi gün kontrol etmezsem,bişeyler eksik kalacak,bişeyleri kaçırakmışım gibi bi telaş,bi panik,bi kendinden geçmeler,(Size de oluyo mu?Bi tek ben miyim böle?) altı üstü spermleri pardon spamleri temizliyoz gün boyu.Valla evimi hergün böle düzenli temizlemiyorum anasını satiim!

-Bu günlerde youporn'a dadanmış durumdayım.(Ben değil bilinçaltım konuştu.) Kahretsin tedavi olmalıyım galiba( ?) (Bu ise bilinçaltım değildi,tam da ben,kendim)

-Film bulamama sendromu yaşıyorum.Yok yani öteler ötesi dizim var izlediğim,ama kahretsin arada film falan olsa,en azından dizim çabuk tükenmeyiverir.(Ne gerek vardı sondaki bu uzun,zor ve anlamsız kelimeye!) Nasıl bu kadar çok çok sevdiğim için kendime özel hissettiğim,bir şeyi,diziyi paylaştım valla bilemiyorum,gecenin bi yarısı olduğundan herhalde.Malum,zaten düşük düzeydeki verimlilik olayı,dip yapmış vaziyette anlaşılan.

-Ben söyliim bu kırık parmak iyileşmiycek,rahat durmuyorum ki.Oynatılır mı ki bu kadar bi kırık parnak kardeşim.Hayır ağrı da yok van da (berbat espri özür) ondan galiba bu rahatlık.

(Gerçekten çok kısa oldu lan.İtiraf,valla ben de bu kadar kısa olcağını düşünmemiştim.Nese yazıya,boş vakit bulursam(hö!) bilahare besteleyeceğim ama sadece bir dize yazdığım şarkı sözüyle son veriyorum.Son veriyorum yani...)

ŞARKI SÖZÜ

Öpüşmeyi özledim kimseyi özleyemediğim kadar.*
...

Haziran 03, 2010

afilifilintalar

Manevi de olsa destek amaçlı açtıkları site (israelyouareguilty) ve sonra düzenledikleri basın toplantısı ve sonra o basın toplantısı metninin şu gerçekten parçalayıcı metni,her türlü gücün üstünde bir güçtür.Ne desek az.Sonuna kadar destek,sonuna kadar yanlarında,arkalarındayız.Teşekkür ediyoruz.




We will not go down by Michael Heart

Haziran 02, 2010

Tvde Greenpeace fosil yakıtları tercih etmediklerini açıklarken

Benim mahallem sakindir.Mahalle figürünü oldum olası çok sevdim vazgeçemem,Allah korusun.Olaki çok zengin oldum,böle "Ağaoğlu Town Center"ların birinden daire alacak kadar (bak zenginlik hayalimin küçüklüğüne bak,Kanlıcada bi Villa diyemiyorum bak) yemin içiyorum istemem.
Kırık parmakla evde yalnız,yazın bu ilk günlerini geçirmeye çalıştığım günlerden bi gün daha.(doğru uzun cümle) Sıkıldım. Mahalleye dalayım dedim.Küçük şirin bir park.Genelde okul öncesi çocukların babaanneleri ya da dedeleriyle beraber takıldıkları,bir kaydırağıyla,iki çift salıncağıyla,şirin bir mahalle parkı.Canım sıkıldığında hem güneşlenme maksatlı hem bişeyler okumak için gittiğim huzur ve sakinlik mabedi.Çocukları izlerken elimde bişiyler okumak,oldukça zevk veren bi aktivite benim için.Berberim var bi de.Gecekondu misali,mahallenin şirin camisine parazit gibi kendini sonradan eklemlemiş,onun yapay ama sırıtmayan bi uzantısı gibi cadde üstündeki berber.Sonra mahallenin Kuruyemiş Tekel bayisi.Mahallenin manavı olarak kullandığım,küçük marketi.

Neyse mahalleye dalayım dedim ya,planım şuydu elimde dergim,önce traş bahane bi şu berbere uğrayıp,şu genç çocukla bi "berber muhabbeti" yapar,sonra dergimi okumak için her zamanki parkıma geçer,akşam güneşinin ve akşam serinliğinin tadını çıkartırdım.Sonra geçen izlediğim şu filmin (The Sideways) etkisiyle
midir nedir bilmem,canım o kadar çekmiş ki (ki arada içtiğim bira dışında başka içkilerden pek hazz etmemişimdir) bi şarap alır dönerimdi.

Genç berberi dükkanın önünde,hazır müşteri yok şu serin akşamın tadını çıkarayım biraz,dercesine oturmuş buldum.Bi selamla,camiye gecekondu misali eklemlenmiş şu dört duvarın içine girdim.Severim berber koltuğuna oturmayı,sonra berbere gelip traş olanların hallerini izlemeyi.Benim traş çabuk bitti.Oturdum sonra kanepeye.Bizimkisinin işi,sanki müşteriler bu akşam vaktini bekliyorlarmış gibi,açılmaya başladı.Benim de gözüm sehpaya ilişti,daha önce hiç bu türden olanları burada görmediğim cam sehpadaki dergilere ilişti.Sözüm ona,katiyyen bu okur kitlesinin buraya uğramayacağı (yanlışlıkla olsa bile) dergilerin,burada ne işi var yahu,düşüncesiyle merakla incelemeye başladım.Aklıma gelmezdi tabi bu moda "moda dergisiyle"(Vogue) burada ilk defa karşılaşacağım ya da, off çok param var acaba bugün nereye ne harcasam,diyenlerin arada alacakları şu boş "stil" dergilerden biriyle (Home Style) (Ula özellikle şu Vogue dur nedir,Allahım valla yazık o kesilen ağaçlara,harcanan kağıtlara) Dergiler,çağın dergilerinden işte.(Reklama,sattırmaya,harcatmaya odaklanmış bi ton cicili bicili insanların yine sözüm ona özendirici fotoğraflarıyla dolu kaygan yaprakların doldurduğu sayfalar) Neyse,berber gencin ısrarıyla park planını erteleyip biraz daha oturdum sonra tekel bayine yollanmak için bi hoşçakal çektim,bir dahaki sefere tekrar görüşmek üzere.(Ha dergiler mi,bi müşterisi ,belki eski gazete toplayıcısı ya da gazete bayisi,gelirken poşetle bırakmış.Neyse aklımdan geçmezdi,bu Vogue denen saçmalığa burada rastlayıp bi göz atacağım)

Bugün tam yaz formundaydım bu arada,söylemiş miydim?(Hayır) Altımda,arkadaşımın daha sonra,tamam sen de kalsın,şortuyla,üstümde,beyaz tişörtümle, sağ baş parmağı bantla sarılı çıplak ayaklarımda terliğimle. Tekel bayine yol almaya başladım.İçmeyecektim,ama iyi sabretmişim kaç aydır içmeyerek.Evet evet bu film (The Sideways) sebep oldu bu kez galiba irademin kırılmasına.Planım belliydi.Daha önce aldığım çok pahalı olmayan,üstüne çok kaliteli olan şaraptan bulmaya çalışacak,akşamı yanında kaşarla (hayır peynir anlamında) geçirecektim.

Mahallenin tekel bayisi,kimi zaman misafirliğe gelen arkadaşlarla içmeye bişeyler almaya uğradığım,kimi zaman yalnız,kimi zaman akşam sevgiliyle bi şarap için uğradığım tekel bayisi.Bu kez çocuklar duruyor tezgahta.İki erkek kardeş.İçerisi,belli ki az önce iki kardeşin saldırası yedikleri yine her hallerinden belli olan,lahmacun kokusu dolmuş olan dükkan.Büyük olan ve müşteriyle ilgilenen çocuk telefonla konuşuyor.Annesi diğer taraftaki.Sıkılmış belli,beni bahane ederek,"Anne müşteri var,sonra konuşuruz"diye kapatmaya çalışıyor,"Yo hayır sen konuş diyorum ben şaraplara bakacaktım"deyip tezgahın arkasına geçiyorum.Planım üzerine,malum şarabı arıyor gözlerim.Yok.Anlaşılan rastgele getiriyor markaları bizimkisi.Ucuz beyaz şaraplardansa biraz daha pahalı ama kırmızılar içinde ucuzu olan bi ithal İspanyol şarabına gözüm takılıyor,çocuk,"abi istersen bi dene diyor",anlamadığı halde,kendini alıştırmaya çalıştığı esnaf sözlerle."Tamam" diyorum,bi süre tezgahı inceledikten sonra.Canım çekiyor,eski dost,bi bira ekliyorum siparişe yer fıstığıyla.Siyah poşetimle çıkıyorum.Bugünkü,benim mahallem,adlı küçük planımın sonuna yaklaşıyorum.Evime dönüyorum.Tvde 'GreenPeace' ci, "biz fosil yakıtlardan yana değiliz diyor"

video
Geri Dönemem by Aydilge (Akustik Versiyon)


Mayıs 17, 2010

Bir Dizi Bir Replik Köşesine Hoş Geldiniz

- ....
- Ama erkek misin yoksa oğlan mısın?

- Ne farkı var ki?

- Bir erkekleyken ele geçirilmiş gibi hissedersin ve hoşuna gider.Bir oğlanla iken,senden bir şeyler çalınıyormuş gibi hissedersin ve bu hoşuna gitmez.

- ....



Mayıs 05, 2010

Bulamaç

Kafamın içi patlamaya hazır kaynayan bir volkan gibi.Volkanın,içinde gezinen eriyik lavlar gibi. (Türkü gibi mi ne oldu burası,anonimleşir korkarım.) Sanki her şey bulamaç olmuş,bulamaç kıvamında dönüyorda dönüyor.(Nassı canım çekti var ya.Elemanın biri her konuşmasının başına "Şerefsizim" kelimesini ekliyor "Şerefsizim abi"gibi,şimdi burada ben de "Şerefsizin nassı canım çekti varya Bulamaç" demek istiyorum.)

Şimdi bu şiddetli baş ağrısıyla birlikte nükseden gripte nereden çıktı,çıkıverdi.(Geliyorum dedi aslında günahını almiim ama edebi olarak böle yazılıyore.) Eriyik volkana,şelale gibi akan burunda beraberinde eklendi.Müdahale alanım içindeki çevremde (işte ev,oda,masa,falan ya...) kafamdaki dağınıklık gibi, darmadağın.Saçılmış gazetelerin arasında gözüme çoraplarım ilişebiliyor ya da ütü masasının üstünde pijamalarımla kotlarım beraber arzı endam edebiliyor.(Pijamalarım yerine,ikisi salaş biri yeni sayılabilecek(!) eşofman altı kelimesini kullanabileceğinizi anladınız haliyle.) Çamaşır askılığı derseniz ancak makinadan yeni çamaşırlar çıkmışsa,eskileri toplanabiliyor.(Dikkat edilirse yapılan işlerde de ancak zoraki bi gayret var.Temiz çorapların artık tükenmiş olması gibi.) Öncelikle planım,yakın plan hedeflerimi bu karışıklıktan çıkarıp ortaya koymak.Boş düşüncelerin ise farkına varıp,çöpe yollamak.(Geriye zaten çok az şey kalır.)Eriyik volkan gibi bulamaç olmuş kafam (benzetme fena değil aslında,daha fazlasına kelime haznemi yetiremedim.) belki biraz bu anlamsız dağınıklıktan kurtulur.Her neyse bu yazı temelde bulamaç için yazılmıştır.Şaka şaka.Nefes almakta zorlandığım,şırıl şırıl akan burun ve gerçekten zonklayan kafanın sıkıntısıyla yazılmıştır.Yazılagelmiştir tarih boyunca.(öle derler ya.burası geyikti araya kaynadı) A dostlar her nerde yaşıyor ve internete giriyosan selam ederim.Azcık vakit kaybına sebep oldum.Ama ossun,bu ülkede kaç kişinin çok değerli zamanı var Alla aşkına,deyip bi rahatlama fraksiyonuyla(bakmıycam bu kelimenin içeriğine sankim tam buraya,bu cümleye oturmadı gibi) yazı son verirken...Burnumu çekicem.


(bu yazıda bi eksiklik var ama ne?burnumu tekrar çektim valla)

Nisan 21, 2010

Sonra

Buraya güzel bi yazı komak istiyorum,buraya güzel bi müzik komak istiyorum,
buraya güzel bi resim komak istiyorum,güzel bi fotoğraf komak istiyorum buraya.
Buraya baharı komak istiyorum,kuşların sesini komak istiyorum,bi anda bastıran bahar yağmurlarını komak istiyorum buraya,
sevgilinin yüzünü,arkadaşın gülüşünü,
sıcak güneşi,mor çiçekleri,beyaz papatyaları komak istiyorum,otların kokusunu komak istiyorum buraya.
Annemi almak istiyorum,annemi komak istiyorum buraya gözümün tam önüne.
Çocukluğumu komak istiyorum buraya,anılarımı,gülümseten rüyalarımı,sabahın serinliğini komak istiyorum.
Babamla gezmelerimi komak istiyorum,bi mutlu aile tablosu komak istiyorum.
İçi çiçek kokulu camdan vazo komak istiyorum bi de Tam da ortaya buraya.


Mart 07, 2010

Not Defteri

Kurbanlar,bize ne denli az benzerlerse,zulme duyulan tepki de o denli azalır."Ötekileştirme",cinayeti mümkün kıldığı gibi,meşrulaştırır da."Öteki",kirli,suçlu,kötüdür (eline fırsat geçse bizden fazla kötülük yapar);"biz" ise yüce amaçlarla,kutsallıkla donanmıştır.Öteki nesneleştirilir ki,gasp edilen hakları zaten yokmuş görünsün.Kendisinden farklı olanı içerme,kabüllenme yerine yalnızca kendi imgesini mutlaklaştıran iktidar...("Hakikatle ilgili her sorun,iktidar sorununa dönüşür.")

-Kavranılmaz düzeyde gaddarlık,sistematikleşen kurban ayinleri karşısında,birey son sığınağından da vazgeçer,kendi vicdanıyla baş başa kalmaktan çekinir,giderek cılızlaşan "erdem"inini elden çıkarır.Nice suskunluktan sonra,her türlü sesi yutan kara deliğin önünde tepki vermeyi gereksiz,yararsız,yapay görmeye başlar.İktidar,etkisini genişletip derinleştirirken araçlarını inceltir,yol açtığı acıları görünmez kılar,doğal,sıradan,alışılmış,değişmez olarak sunar.

.....

aslı Erdoğan- Bir Delinin Güncesi


video
mucize by iki

Şubat 27, 2010

i am still alive

i am still alive...

video
alive by Pearl Jam

Ocak 31, 2010

Sarı sayfalar

Bazen hayatımın sadece bir kanepeden ibaret olduğunu düşünüyorum.Kanepemdeyim.
işte gece,yine beni terk eden seslerle,olduğu gibi üstümde.
Kesilen elektrikle birlikte odanın içine doluveren gece.Soğuk sessizliğini
beraberinde bu kuytu eve getiren.
Bazen hayatımın sadece tüm ağırlığıma sessizce katlanan şu ucuz kanepeden ibaret olduğu düşünüyorum.Kırmızı örtüsüyle,cefakeş ucuz kanepem.Başımı ilk kez diğer tarafına yasladığım kanepem.
Ve ahşap mutfak dolabımda yarısı yanmış mumum.Kanepem ve
şimdi o,küçük,cılız ama yürekli ışığıyla gecenin karanlığını ve soğukluğunu delmeye çalışan,
serçe parmağı mumum.
Elimde kitabım.Dertli adamın şiirleri.
"Dünyayı Taşıyor Omuzların" sıkı dostlarımmış gibi onlarla kendimi rahat ve huzurda hisseden ben.Cefakeş kanepem,işte şu küçük ama yürekli
mumum ve şu cılız görünümlü ama dünyayı omuzlarında taşıyan,dertli adamın şiirleri.Üçümüz ne kadar güvendeyiz bu gece.Huzurluyuz.

Dünyayı Taşıyor Omuzların *

Tek başınasındır,ışıklar söndürülmüş
ve karanlıkta parlar kocaman gözlerin.
Belli ki acı çekmeyi bilmiyorsundur artık.
Ve hiçbir şey istemiyorsundur dostlarından.

Kimin umurunda yaşlanmak,yaşlılık nedir ki?
Dünyayı taşıyor omuzların
ve bir çocuğun elinden daha hafif dünya.
....
....


Üzerimde ,bedenimin en azından yarısı ısınsın diye,üstüme çekiştirdiğim kırmızı kanepe örtüm.Elimde,baş parmağımın sayfalarını ayırdığı
dertli adamın şiirleri.Şiirlerin üstünü aydınlatan,mumumun sıcak alevi.Sessizlik.Ölece sükunete ermek sabaha kadar.Eğer hala parmağım kaldığım
sayfaların arasındaysa uyandığımda sabah,ertesi gece yeniden kaldığım o yerden başlamak.Sıkı dostlarım,dertli adam,kanepe ve cesur mum ile...

video
soldier of love by Sade

Ocak 12, 2010

Sigara

Koltuğu çok rahattı.Kıçının neden bu kadar büyük olduğu anlaşılıyordu.Bıyıkları sararmış,göbekli herifler gibi sigara kokuyordu."Sigara içermisin" dedi,"İçerim" dedim.Beyaz ince paketinden çıkardı ağzına götürdü,birazdan nasıl mükemmel bir işe yaracağını anlayacağım ağzına,çakmağın alevi parladı,bir nefes çekti,o çekince benim de içimden bir şeyler çekilir gibi oldu.Uzattı,aldım elinden,elini de almak isterdim ama daha zamanı vardı,bir sigaralık zamanı vardı.

Öylece birbirimize bakarken,gözlerimizle konuşuyorduk.Daha fazla karşı koyamadım.Gözleriyle söylediğini yaptım,daha hızlı nefes çekmeye başladım sigaramdan.Nedense rahatımdır ama işte o an sabırsızdım.Bu koduğumun kadınında,insanı aceleye sevk eden bir şeyler vardı.

Küllüğü bile aramadım.Yarım sigarayı yere attım.Üstüne basarken mesajı yollamıştım.Sigarasını bıraktı.Ağzımız yapışmıştı adeta.Ağzımda sigara dumanını hissedebiliyordum.Bazen ekşimsi bazen tatlı karmaşık tatlar geliyordu ağzıma.Dilini mükemmel kullanıyordu.(Eminim işinden olsa,çok daha iyi para kazanacağı porno sektörü ona sonuna kadar kapılarını açardı)

Ellerim artık çözülmüştü...

Aralık 29, 2009

Sen ne yaparsın,Tanrı?

Sen ne yaparsın,Tanrı,ben ölünce?
Testin olan ben kırılıp dökülünce?
İçkin olan ben bayatlayıp bozulunca?
Giysin de,işin gücün de ben olunca
yitirirsin anlamını benimle.

Olmaz artık evin barkın bile,
candan ve sıcak gözlerle selamlayanın.
Çıplak kalır yorgun ayakların
ayrılınca ben,sandalların.

O büyük harmanin düşer omuzlarından.
Sıcak bir yastıkta yatarcasına
yanaklarımda dinlenen bakışların
aranır dururlar beni,şaşırmışcasına-
ve güneş batarken uzanırlar
yabancı taşların soğuk kucağına.

Sen ne yaparsın,Tanrı?Kaygım var.

Rilke

Aralık 20, 2009

Yeni Yıla Kadar

video
Bülbülüm Altın Kafeste by erkan Oğur - ismail h. Demircioğlu

Bülbülüm Altın Kafeste
Öter Aheste Aheste
Ötme Bülbül Yarim Hasta
Ah Neyleyım Şu Gönlüme
Hasret Kaldım Sevdiğime

Ben Sana Dayanamam Yarim
Ben Sana Aldanamam
Ben Sana Aldanamam Yarim
Yarim Ben Sana Dayanamam

Bülbülleri Har Ağlatır
Aşıkları Yar Ağlatır
Ben Feleğe Neylemişim
Beni Her Bahar Ağlatır