Ocak 13, 2012

Senin 18 in







teni 18 yaş tazeliği ,
18 yaş güzelliğinde gözlerinden gülen mutluluğu

18 yaş utangaçlığında
belli belirsiz sivilcesi

sarı parlak saçları mı kıvrımlı
bir öpümlü tatlı 18 yaş çenesi mi?

Ekim 29, 2011

PARK

bugün ikinci gidişimdi aynı parka.bu ikinci gidişimde öğrendim,her parkın aslında kendi hayatı vardı.aynı yaşlı kadın oradaydı yine.belki bedeni o eski bedeni değildi,saçları aynı saç yüzü aynı yüz değildi ama gözleri aynı umut ışığını yaşatmaya çalışan aynı gözlerdi,yıllarca korumayı başardığı değişmeyen tek şeyi.aynı yerde,elinde ekmek,hayatta belki de elinde kalan tek bağını,kuşlarını besliyordu.onlar ki sadık dostlarıydı oysa her zaman minnetsiz o nu sevecek ve terk etmeyecek olan,hayatında kalmış tek canlılar,son umut ışığı canları o nun.



aynı çocuk oradaydı yine,zihinsel özründen çok mutlu,her zamanki aynı üstüne çıktığı salıngaçındaydı.bir tek kendisinin bildiği bir dille mutluluk haykırışları yayıyordu etrafa ve bir aşağıya bir yukarıya hızla salınıyordu, her gün aynı saatte aynı parkta.birileri gözü arkada kalmayacak şekilde sıkı sıkı giydirmişti belli ki kendisini.o nu da çok seven sakınan birileri vardı.uzaktan uzağa parkta nadir mutlu anlarından birini yaşadığı için mutlu olan birileri vardı.

aynı adam gelirdi her zaman parka köpeğiyle mutlu mutlu vakit geçiren beraber köpeğiyle oynayan adam.bütün bunlar sanki bir aileydiler orada,aralarında sessiz ama sıkı bir bağ olan bir aileydiler sanki o parkta.o gün anladım ben aslında her parkın bir hayatı varmış bizim gözlerimizden uzakta.

Eylül 17, 2011

Hayat

"Senin hakkında her şeyi bilmek istiyorum." dedi.
"Benim hakkımda her şeyi söyleyemem." diyemedim.

Temmuz 17, 2011

Seni Seviyorum

Bir gün olsun birbirimize,"seni seviyorum"demedik,diyemedik.İkimizde korkardık dürüst olamamaktan, korkuyorduk.Birimizden biri hep hamle yapmayı bekledi ama hayır olmadı.İkimizinde ağzından çıkmadı,çünkü biz birbirimizi aşıklar gibi sevmiyorduk,sadece sevgi vardı insancıl.
Uzatmayalım dedim,git dedim,birine git O'na "seni seviyorum" diyebileceğin birine git.Mahrum bırakma bu cümleyi ağzından dökmeye...Durma O'na git.

Haziran 24, 2011

charlotte

video
charlotte gainsbourg - songs that we sing


Haziran 03, 2011

Aklımdayken

Ha aklımdayken askerlik mevzusunu aradan çıkardım.
Aklımdayken 1984 ün (george Orwell) filmcığazını izledim.
Aklımdayken bir kaç foto çektim. " Flickr "
Aklımdayken söyliim (aklımı tikem) turgut Berkes i daha yeni keşfettim.
Son olarak aklımdayken,aklımdakileri not düşe yazdım.aklimdayken.com u hatırladım.

video

Kasım 09, 2010

Bilen Bilir

"Yaşanacak bir yaşam vardır.
Binilecek bisikletler vardır.
Yürünecek yaya kaldırımları ve tadına varılacak güneş batışları vardır."

Ekim 25, 2010

Ekim 16, 2010

KOKU

Bakır cezve almışım,aylar önce,yalnız bi başıma Türk Kahvesi yapacağım da,arada akşam üstleri bana yalnızlığımın zevkini çıkartacak melet.Neyse,süt kaynatıyorum kahvenin üstüne dökcem(bak sen hain bana,hemen hazıra atlamak).Kaynıyor süt.Sütten her zaman ki gibi köpükler ateşin üstüne taşırıyor kendini.Ve o siyah yanık sütün kokusu,olayın ayrılmaz ve en zevkli parçası olarak,burnuma doğru tütmeye başlıyor.Ve koku her zamanki gibi belleğimin en diplerine gömülmüş anıları,sanki daha dün yaşanmış olmuş bitmiş gibi çıkarıveriyor karşıma.
İlkokul zamanlarım aklıma geliyor.Küçük bedenlerimiz (kardeşler), kışın buz gibi havasından,kendini sıcak yorganın o huzurlu kucağına bırakmış .Sabah ezandan sonra sofu sütçü dedenin gelişini,sokağın elektrik direğine bağladı eşeğinin anırma seslerinden duyar gibiyiz,uyumanın o en tatlı yerinde,küçük bir parça da uyanık.Bundan sonra olacaklar,uzun bir süre aynen tekrarlansa da ben her gün ilk defa yaşanıyormuş gibi uyanık kulağımla olacakları bir radyo tiyatrosu gibi zevkle dinliyorum.Bu bana kısa ama mucizevi gelen,ama en doğru kelimeyi kullanmam gerekirse,huzur dolu anların en güzeli,yaşanacak.
Mahallenin sütçü sofu dedesi,bir elinde süt dolu beyaz plastik bidonu,litrelik bakırdan kulplu bardağı,diğer tarafından kapıyı tokmaklarken,bir yandan yıllarca hayata karşı göstermiş olduğu o gururlu o çalışkan azminin,sesine kattığı huzurlu tonla anamın ismini çağırıveriyor."Ayseel Ayseel! "Çoğunlukla anam ikinci bilemedin üçüncü ismini duyanda,sıcak yatağından doğrulur,böylelikle anam için o gün başlardı.Kapıyı açışı sabah selamlaşmaları,anamın mutfaktan süt kabını alışı,sonra Sofu'nun özenle, taşırmadan dökmeden iki ölçek sütü kaba boşaltışı,bir ritüeldi sanki yaşanan o bir kaç dakikalık sessiz an.Kısa ama bir o kadar da uzunmuş gibi gelen o huzurlu an.İki kişinin birbirine duyduğu sevgi,saygı...Baba kız ilişkisi sanki.
(Daha sonralı anam,Sofu'nun kendisine babasını hatırlattığını,O'nda aynı babasındaki çilekeşliği,çalışkanlığı,dürüstlüğü,haram yemez üç kuruş helallik için ölene kadar başı dik durmuş insanı gördüğünü söylerdi) Sofu sütçü dedemiz mahalleye sütünü bıraktıktan sonra yükü biraz daha hafiflemiş merkebine binip aşağıda daha aşağıdaki mahallede evine doğru yol alırken,ben de okul için artık kalkmam gerektiğini Sofu'nun,sesi gitgide daha uzaktan gelen merkebin anırmalarından anlardım.Anam sütü üstüne komuş,fokur fokur kaynarken,ben de sıcak yatağımdan ayrılmanın homurtusuyla siyah önlüğümü giyer,sonra da daha yeni fokurdamış kaynar sütü,yudum yudum,üfleye üfleye,lezzetle tatmanın keyfine bakardım.
Şimdi,ömrümün unutulmaz,en güzel anıları yılların arkasına kat kat saklanmışken,şimdilerde hazır kahveyle,hazır hayatların,hazır paket sütlerini tükettiği bu zamanda,ve bu zamanın bir gece yarısında,ben bunları düşündüğümde anamın daha bi yaşlanmış bedeni,kendini yatağında derin uykuya bırakmış,Sütçü Sofu Dedemiz de belki uzak diyarlarda,yine en sevgili işini yapıyordur;en sadık dostu,sırdaşı merkebinin sırtında,lezzetli sütlerini tadacak insanlara doğru ağır ağır yol alıyorken...


Eylül 18, 2010

Merak

Merak ediyorum O'nunla da şehvetli sevişiyor musun?O'ndan daha mı fazla zevk alıyorsun yoksa?Islatıyor mu O da seni sırılsıklam.Merak ediyorum onca aydan sonra,bu gece,bu saatte evimde.Daha mı mutlusun,sevişmelerinin sonunda?Daha mı mutlusun onunla sabah uyandığında.Acaba düşünüyor musun,tam da aradığın erkeği bulduğunu.Acaba şimdi sigarayı keyif için mi yakıyorsun artık her dudağına götürdüğünde.Keyifli akşamlar mı geçiriyorsun,şaraplar eşliğinde.Merak ediyorum şimdi,bu gece,bu saatte evimde kanepenin üstünde ayaklarımı uzatmış,nicedir aklımı kurcalayan seni,yine aklıma geldiğin ve artık dayanamayıp kendime sorduğum seni.Merak ediyorum son olarak,mutluluğun ne demek olduğunun hayattaki karşılığını buldun mu,merak ediyorum?
Hiç aslında benimkisi beni ilgilendirmeyen bir gece vakti yalnızlığı merakı işte.Belki sadece sonunda olan,kendimi sorgulamak olduğu.Merak ediyorum işte senle onu.

Eylül 14, 2010

Eski çok eski notlar

-Herkesten habersiz geldim dünyaya
Kimse bilmeden yaşadım
Şimdi burada,şu an düşündüm de
değişen bir şey yok,
kimseden habersiz ölüyorum
ne mutlu...


-Kahretsin bir bela var üzerimde
O kadar iyiyim ki,
kötüler bile benden korkuyor.


-Deliliğimi sarhoşken yaşamalıyım
farkına varmamalıyım deliliğimin
deliyken ayılmamalıyım
belki o zaman zararım
yalnızca kendime olur.


-Dünya ayağıma dolanıyor.


Ağustos 19, 2010

Kusura Kalmayın Bu Yazıyı Buraya Koymak Zorundayım

Maazallah, ya bölünmesek? *

“Ya bölünürsek!” lafıdır gidiyor. Eski arkadaşlarımla, İzmir’den abim Taşkın’la konuşuyorum, “AKP geldi ülkeyi böldü, çok kötüye gidiyoruz!” diyorlar. Gerçekten, eskiden ne güzeldi. Böyle ayrı gayrı yoktu. Herkes aynı fikirdeydi. Paşatarlası plajı şezlongunda yatan adam da söyledi dedik ya: “Ben uzun yıllar doğuda kaldım, Türk-Kürt ayrımı diye bir şey duymadım”.

Bizim geleneğimiz
Bölünmenin anatomisine birazdan gireriz de, bölünmüşlük/bölücülük Cumhuriyetimizin epey eski bir geleneği ve biz bu mevzuda çok tecrübeli ve fevkalade başarılıyız. 1924’te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası bölmüştü, şükür 1925’te kapattık da bölünmedik. 1930’da aynı işe Serbest Cumhuriyet Fırkası girişti, onu da kurucusuna kapattırdık kurtulduk. 1940’ların sonu ile 50’lerin başında komünistler bölmeye kalkıştı, onları da Faşist İtalya ceza kanunundan şeddeleyerek aldığımız TCK md. 141-142 uygulamasıyla hapse attık. 1950-60 arasında Demokrat Parti (DP) böldü, 27 Mayıs 1960 askeri darbesini yapıp onu da önledik. 60 ve 70’lerde komünistler yine denediler, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbeleriyle yine kurtulduk. 80’lerden itibaren bölme sırası Kürtlere geldi, o hâlâ bölmekte, üstelik şimdi de dinciler girdi kuyruğa. Bu kronoloji bendenize şu gözlemleri yaptırıyor:
1) “Bölünme”, galiba, sanıldığının aksine, “toprak bölünmesi”yle falan ilgili değil. Yoksa mesela Terakkiperver’in kurucuları, Haziran 1919 Amasya Tamimi’yle Kurtuluş Savaşı’nı başlatan kadronun (M. Kemal Paşa hariç) tamamı idi.
2) “Bölünme”, galiba, hangi yandan baktığınıza bağlı bir şey: “Osmanlı İmparatorluğunun münkarız [batmış] olduğuna dair” yayınlanan 1 Kasım 1922 tarih ve 308 no’lu kararnameyle, mevcut devleti değil bölen, resmen yıkan işgalci devletler miydi yoksa M. Kemal Paşa mı?
3) “Bölücülük”, galiba, sertleşmek ve rant amacıyla rejim tarafından kullanılıyor: Terakkiperver ve Serbest Fırkaların kapatılmasından sonra Kemalist rejim Tek Parti’nin 6 okunu anayasaya madde yaptı. DP olayından sonra, “yargı bağımsızlığı getirdi” dediğimiz “demokrat darbe” 27 Mayıs ne yaptı? Derhal Danıştay üyelerinin 1/2’sini, Yargıtay yargıçlarının1/4’ünü, yerel savcı ve yargıçların 1/6’sını tasfiye etti. Üniversiteden 147 öğretim üyesini sorgusuz sualsiz attı. Ordudan 235 general/amiral ile 5 bine yakın subayı (EMİNSU’lar) resen emekli etti.
Bu arada da, üzerinize afiyet, TSK kendisine ayrı bir Danıştay icat etti; kendi lokantasını, otelini, kuaförünü (Orduevleri), kendi tatil köylerini (askeri kamplar), kendi bakkalını (Ordu Pazarları), kendi semtini (askeri lojmanlar) milletin vergileriyle inşa ve ucuzluk cenneti etti. En önemlisi, kendi işyerini kurdu: OYAK Holding. 12 Mart ve 12 Eylül’e, rezalet ötesi olduğu için değinmiyorum.

Bölünmenin anatomisi
Dört yanımız bölünmüş vaziyette, hâlâ ayaktayız. Yalnız, sakın tam da bu sayede ayakta kalabilmiş olmayalım?
TSK bölünmüş durumda çünkü o kadar bilgi-belge kendi içinden sızdı. Allah korusun, ya sızmasaydı, bir düşünsenize. Bırrr.
Yargı bölünmüş durumda. Birisi tutukluyor, diğeri bırakıyor, öteki yine tutukluyor, sonra bırakıyor. Ya bölünmemiş olsaydı, önüne gelen herkesi tutuklamak değil miydi Yargı’nın geleneksel uygulaması? Şimdi hiç olmazsa Yargı tartışmaya açıldı. Hatta, cin olup sizi biraz çarpayım: Maazallah, Yargı bölünmese ve “gelenek” devam etse, bizzat Ergenekon generallerinin“AİHM içtihadı” gerekçesiyle salıverilmeleri mümkün müydü?
Millet laik-dinci diye bölünmüş durumda. Alevi-Sünni diye. Türk-Kürt diye. Maazallah, bölünmemiş olsaydık, PTT’ye pul almaya giden tesettürlü kadını, kamusal alana giriyor diye kapıdan sokmazlardı. Aleviler, değil dernek kurmak ve AİHM’ye gitmek, gıklarını çıkartamazdı. Kürt açısından bölünmemiş olsak maazallah, “Dağ Türkleri” ve “Dağ Türkçesi” gerizekalılığı devam ederek Kürt milliyetçiliğini daha da katmerli kılardı. “Bölgesel Özerklik bölücülüktür” diyenlere: Bu engellendiği için toprak bölünmesini isteyenler çıkabiliyor; ayrı bir yazıda konuşalım.
Bölünmek “iyi bişey” olmasın sakın?
Son olarak, referandum dolayısıyla Evet ve Hayır diye bölündük. Bir de Boykot diyen ademler var, onlar bile 3’e bölündü: a) Parti mensuplarının sandıkta Evet verivermesinden korkanlar, b) “AKP taraftarı” diye damgalanmaktan ürkenler, c) Evet’ler fazla çıkarsa AKP şımarır, diyenler (en sazanlar da bu sonuncular).
Yahu, hiç düşündünüz mü, bölünmekten daha güzel ne olabilir? Şimdi kendisiyle biraz ters düşüyoruz ama gördüğüm yerde eğilir elini öperim, biz Mülkiye’de hocamız Prof. Nermin Abadan-Unat’tan öğrendik: “Bir memlekette herkes aynı fikirdeyse, kamuoyu yoktur”.
Bu kadar laftan sonra, bir cümleyle bitireyim, bu sıcakta Bodrum yazısı dışında laf çekilmez çünkü: Bu “bölücülük” denilen eylem, galiba, “teamül” adı verilen ve çoğu zaman hukuka/kanuna rağmen yapılan uygulamalara karşı çıktığı için lanetleniyor.
Not 1: “Teamül” terimini gençler bilmeyebilir. Anglosakson hukukunun bir kurumudur (customary law); bizim gibi Kıta Avrupası sistemi uygulayan ülkelerde geçmez. Bu, bizde, “Biz böyle alışmışız, böyle yaparız, siz de uyarsınız!” demektir. Teamül, asla kanuna karşı olamaz. Kaldı ki, bundan bahsetmeyi pek seven TSK da rütbe sırasına (yani teamüle) değil, genelkurmay başkanının iki dudağına uyar. 71’den sonra Kara K.K. olma sırası Org. Adnan Ersöz’de olduğu halde A. F. Esener getirilmiştir. Org. İrfan Özaydınlı’yı Hava K.K. yapmamak için komutanlık korgenerallik seviyesine indirilmiş ve bir korgeneral getirilmiştir (D. Sazak, Milliyet, 07.08.10).
Dahası, bizde askerin en sağlam “teamül”ü, meşru iktidara darbe yapmak değil de nedir? Yeniçerilerin Padişah’a kazan kaldırması, onu boğması, bazen de, Yedikule’nin bir odasında boğmadan önce başka şeyler de yapması? Bu “teamül” sadece Atatürk ve İnönü döneminde teneffüse çıkmadı mı?

Baskın ORAN*

Ağustos 05, 2010

Türkiye Erkekligine Halel Getirmemek

Haftalar öncesinden hevesle yapılan tatil planını,bir kişilik fireyle de olsa yapmış ve tamamlamış bulunuyoruz,sevgili günlük.(Abi çok hoşuma gidiyor ya arada bloğuna böle yazanları okudukça)
Sevgili günlük(tamam tamam,bi daha demiycem) güzel tatildi, bir haftaya çok şey sığdırmayı başardığımızı söyleyebilirim.Tabii, tüm bunların gerçekleşmesinde en büyük payın,hiç şüphesiz yanınızda,kendine özgüveni tavan yapmış,arabalı,çapkın bi arkadaşınız varsa,O'na ait olduğunu söylebilirsiniz.
Velhasıl eğer böle bir insanla takılmayı,zaten siz istemişseniz ve hatta tatil için haftalar öncesinden zorlamışsanız,tatilde sessiz sedasız bu insana ayak uydurmak zorunda kalacağınızı da bilmek zorundasınız.
Gidilen yerin,çapkın "Türkiye Erkegi" için kendini gösterme konusunda oldukça verimli olduğu tarafımızdan adeta "Terminator" gözlerle hemen keşfedilmiştir.
Ula günlük (tuh söz vermiştim diil mi pardon) daha ikinci gün "Terminatör" göze ilişen avlar,sen konuşacan,yok olmaz ben değil sen konuşacan,çekinmeleriyle,kız arkadaş safına geçirilir mi bilmem ama,belki daha hızlı "Yiğidolar" vardır bu memlekette,yalnız ve üzgün geçirilecek tatil korkusuna son verilmiştir.
Eh işte,bu aşamadan sonra ne yapılır kuzum Allah Aşkına,tabii ki yapılacak olan "Türkiyeli Erkegi" elinden geldiğince en güzel biçimde temsil etmektir.

Saatlerce şakır şakır(!) (kırk bilemedin,elli ingilizce kelimeyle) yabancı dil kabiliyetini konuşturmak mı dersin,her türlü korumacı(!)sahiplenici "Türkiyeli Erkeg"karakterini ortalığa serpme mi dersin,her türlü misafirperverliği göstermek mi dersin,anladığın "Türkiyeli Erkegin" ismine halel getirmeyeck her türlü itina gösterilmeye çalışılmıştır.

Hele,bizim çapkın arkadaşın,tatile gittiğimiz kuzenin evinde,misafirimiz elin yabancı kadınına (hatun demiyorum,bazıları alınıyor muşta ;) ) zorla ince belli de ikinci,üçüncü sıcak çayı içirmeye çalışması mı ,sonra delice tükettiğimiz sulu sulu karpuzu,herkesin de öyle tüketeceğini sanarak zorla yedirmeye çalışması mı dersin,misafirperverlik özenle gösterilmiştir.

Sonuçta tabii birlikte vakit geçirme söz konusuyken,bir tatil yöresinde yapılacak ilk şeylerden biri de,beraber plaja gitmektir,sevgili ... oppss pardon.

Abi,bu zat-ı muhtereminiz miyoptur,gözlüğümü severim.Denize de gözlükle girmeye kendimi alıştırdım desem yeridir.(Kafayı sokmuycan) Tabi ki herhangi bir utanca sebep vermemek için,"i swim with my glasses kem küm efem",uyarısı verilmiştir,misafirlere.
Ama malum sizin kafanız biraz uçuksa o sıra,denizi ilk günkü gibi sakin sanıp,dalgalı denizin size belden bi güzel çarpabileceğini ve kendinizi suyun içinde bulabileceğinizi,akıl edemeyebilirsiniz.
"Off ulan bu kez dalga bizi nasıl suyun içine gömdü be"düşüncesiyle sudan çıktığımda,baktım bizim misafirler,elleriyle beni işaret edip,aynı ağızla,"glass mlass " bir şeyler geveliyolar.Af buyur o sıra,hala hiç bir şeyin farkında olmayan bendeniz,yüzümde gözlüğün olmadığını fark edebilmişim.Anlık duyguyu soruyorsanız,"biraz beyaz surat,biraz üzüntü,biraz hayal kırıklığı,biraz da farkına vardığım dağılan karizmayı,bir çorba kaşığı kaba koyun " işte öyle bir şey.(Erol Evgin'e sevgilerle)
Eee ne yapar bir "Türkiyeli Erkeg" bu durumda,hemen soğukkanlılığı(?) eline alır,böle hiç bişey olmamış gibi,"Ooo, yok ya önemli değildi,hiç, hiç önemli değil"der toparlar kendini,dik durar.Sonra ne yapar,içinden "hay Allah kahretmesin,akılsız seni ,gitti güzelim gözlük bi daha aynısını nerde bulcan,bulsan nerden para vercen" der,tabi ayakların görünemeyecek şekilde suyun altında olmasından hareketle,zemin ayaklarla bir güzel çaktırmadan taranır,taranır, yüzünüzde de soğukkanlı bir ifade,aynı anda ağzınızdan çıkan,"önemli değil ,önemli değil", cümlecikleri...

Ama bu evlat,"Türkiyeli Erkeğin" erkegligine(!) halel getirmemiştir kesinlikle.
Nese efem hiç hazzetmediğim,zoraki lens olayına girilmiş,girilirken de az kalsın kazıklanma durumundan da kıl payı kurtulunmuştur.(Ohh Allah belanı vermiş demeyin sakın masumum ben lan)

Efendim dip not düşmek istiyor bu gönül.(Olaki bi feministin,yanlışlıkla yolu buraya düşer müşer)

Lütfen aklınızdan kötü şeyler geçmesin.Kesinlikle her güne bir kız mantığıyla,yaşanılmamıştır.Samimi olarak söylemek istediğim,güzel bir dostluk kurulmuştur.Kurban olduğum Facebook da arkadaş olunmuş,telefonlar alınmış,güzel bi anı ve dostluk arkada bırakılmıştır.
Yazı yoğun istek üzerine gecenin bi vakti yazılmaya uğraşılmıştır vs.Sevgilerimle.

Haziran 18, 2010

118

"Herkes gibi olamadın gitti!"deyişi kulaklarımdan gitmiyordu.Çoğunluğunun bir işte çalıştığı,aynı dükkanlardan alışveriş yapıp aynı yöntemlerle yediği,aynı şeyleri konuştuğu,çocuklar doğurduğu,sonra onların hep birlikte okula gittikleri,aynı renk giysilerle sınıflarını geçip,mezun oldukları,ardından tabur tabur askeri birlikler oluşturdukları,aynı marşları aynı biçimde söyleyerek aynı koğuşlarda aynı kıvrılışlarla yattıkları ve bu edimlerle beraberlik ruhunu yakaladıklarını sandıkları,sonra bi bavul dolusu anıyla terhis olup eve döndükleri,anne babalarına hiç değişmeyen ve toplumun hazırladığı reddedilmez duygularla sarıldıkları,aynı yasalara uyarak evlendikleri,babalarından devraldıkları yöntemlerle seviştikleri ve babalarından boşalan iş kadrolarına kapılanınca dünyanın yarısını ele geçirmişçesine sevindikleri,sevinçlerini aynı yüz ışıltısıyla yansıttıkları ve tıpkı kendilerinden öncekiler gibi,gene çocuk doğurdukları ve onları besleyip büyütmeye başladıkları ve bütün bu olup bitenlere"dönüp duran paslı çember"diyecekken "akıp giden yaşam"adını verdikleri uyumsuz bir toplumda,yelken kulaklı bir uyumsuzdum ben.

Haziran 16, 2010

Kısa kısa



-Mınakom!sanki çok önemli bir kişiymişim gibi,maillerimi (hangi mailler) bi gün kontrol etmezsem,bişeyler eksik kalacak,bişeyleri kaçırakmışım gibi bi telaş,bi panik,bi kendinden geçmeler,(Size de oluyo mu?Bi tek ben miyim böle?) altı üstü spermleri pardon spamleri temizliyoz gün boyu.Valla evimi hergün böle düzenli temizlemiyorum anasını satiim!

-Bu günlerde youporn'a dadanmış durumdayım.(Ben değil bilinçaltım konuştu.) Kahretsin tedavi olmalıyım galiba( ?) (Bu ise bilinçaltım değildi,tam da ben,kendim)

-Film bulamama sendromu yaşıyorum.Yok yani öteler ötesi dizim var izlediğim,ama kahretsin arada film falan olsa,en azından dizim çabuk tükenmeyiverir.(Ne gerek vardı sondaki bu uzun,zor ve anlamsız kelimeye!) Nasıl bu kadar çok çok sevdiğim için kendime özel hissettiğim,bir şeyi,diziyi paylaştım valla bilemiyorum,gecenin bi yarısı olduğundan herhalde.Malum,zaten düşük düzeydeki verimlilik olayı,dip yapmış vaziyette anlaşılan.

-Ben söyliim bu kırık parmak iyileşmiycek,rahat durmuyorum ki.Oynatılır mı ki bu kadar bi kırık parnak kardeşim.Hayır ağrı da yok van da (berbat espri özür) ondan galiba bu rahatlık.

(Gerçekten çok kısa oldu lan.İtiraf,valla ben de bu kadar kısa olcağını düşünmemiştim.Nese yazıya,boş vakit bulursam(hö!) bilahare besteleyeceğim ama sadece bir dize yazdığım şarkı sözüyle son veriyorum.Son veriyorum yani...)

ŞARKI SÖZÜ

Öpüşmeyi özledim kimseyi özleyemediğim kadar.*
...